Moda Dünyasında Güzelliğin Her Zaman İçin Fedakarlık Gerektirdiğini Kanıtlayan Az Bilinen 8 Trend

Her neslin kendine özgü güzellik ve moda anlayışı vardır. Bugün geçmişin moda trendlerini okuduğumuzda çok şaşırıyoruz ve bazen onları gülünç …

Her neslin kendine özgü güzellik ve moda anlayışı vardır. Bugün geçmişin moda trendlerini okuduğumuzda çok şaşırıyoruz ve bazen onları gülünç buluyoruz ama belki gelecek nesiller bugünün trendlerini gülünç bulacaktır. Ancak tüm bu trendlerin ortak bir yanı var: görünümümüzü güzelleştirmek. Bu genellikle fedakarlık gerektirir. Sadece bizim neslimizde değil, her nesilde güzelliğin fedakarlık gerektirdiğini kanıtlayan gerçekleri sizler için listeledik.

1. Etik olmayan fırfır yakalar.

Fırfır yakalar on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda çok revaçtaydı. Neredeyse tüm soylular, kadınlar ve hatta çocuklar fırfır yaka giyerdi. Bir efsane der ki: bu yaka, boynundaki kusurları gizlemek isteyen İspanyol bir kadın sayesinde bulunmuş. Fırfır yakaların popüleritesi 1560’larda İngiltere’de nişasta üretimi mümkün olduğunda arttı çünkü bu yakalarda nişasta ana malzemelerden biriydi. Bu durum bir çok tartışamaya neden oldu: Sokakta insanlar aç gezerken nişastayı bunun için kullanmak etik miydi gerçekten? Ancak, insanlar bu yakaları takmaya devam ettiler ve bu tür yaka takmak sosyal konumun ve zenginliğin bir göstergesi haline geldi.

2. Günahkar ayakkabılar.

On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda, Avrupalı moda tutkunları, parmak kısmı çok uzun olan bu ayakkabıları moda trendlerinin zirvesi olarak görüyorlardı. Ancak, rahipler onlarla aynı fikirde değillerdi. Kilise bu tür ayakkabıların anlamsız şekillerinden dolayı günahkar olduğu kanaatindeydi. Ayakkabıların uç kısmı şeklini koruması için yosun ve at kılı ile dolduruluyordu. Kısa bir süre sonra bu trend şövalyelere kadar ulaştı. On dördüncü ve on beşinci yüzyıllarda şövalyelerin askeri üniformaları sabaton adı verilen uzun uçlu ayakkabıları içeriyordu.

3. Elizabeth devrinin zararlı makyajı.

On altıncı yüzyılda, dönemin güzellik anlayışını tanımlayan kadın İngiltere Kraliçesi Elizabeth’in ta kendisiydi. İnsanlar onun sadece giyim tarzını değil, saçını ve makyajını da taklit etmeye çalışırdı. Kraliçe, Rönesans’ın ideal güzellik anlayışına tam uyuyordu: açık renk saçlar, soluk yüz rengi, parlak gözler ve kırmızı dudaklar. Yüzünün rengi, güneş altında çalışmak zorunda olmadığını vurgulayarak asil kökenini ve zenginliğini simgeliyordu. O dönemin kadınları da bembeyaz bir tene sahip olmak için her şeyi yapmaya hazırlardı. İçerisinde kurşun, sirke, kükürt ve cıva gibi maddeler bulunan karışımlar hazırlayıp bunu ciltlerine sürüyorlardı. Bu zararlı maddeler bir süre sonra cildin gri ve kırışık görünmesine sebep oldu ve bunu çözmek içinse yüzlerine çiğ yumurta akı sürdüler. Dudakları ve gözleri taklit edebilmek adına cıva sülfür, güzelavrat otu özü gibi maddeler kullandılar. Ayrıca, Elizabeth’in dişlerini taklit etmek için, çoğu kadın kendi dişlerini karartırdı.

4. Gerçek kıldan yapılan takma kirpik.

Bugün takma kirpik takmak istediğimizde onları her yerde bulabiliyoruz ama hiç bu fikrin ilk nerden çıktığını duymuş muydunuz? İlk takma kirpik oyuncu Seena Owen için yapılmış ve yapımında gerçek insan kılı kullanılmış. 1916’da, Owen’ın bir prenses rolünde olduğu Hoşgörüsüzlük adlı filmde, filmin yönetmeni David Griffith karakterin gözlerinin dikkat çekmesini istemiş. Bunun üzerine, kuaför, kılı bez ve yapıştırıcı yardımıyla oyuncunun göz kapaklarına yapıştırmış. Owen’ın filmdeki partnerinin dediğine göre, Owen’ın gözleri takma kirpikler yüzünden şişmiş.

5. Ahşap mayolar.

1920’lere kadar, kadınlar için üretilen mayolar çok uzundu ve kalın, çoğunlukla yün, kumaştan yapıldıkları için geniş ve rahatsız ediciydi. Neyse ki, mayoların tarzı, kadınların özgürleşmesiyle birlikte farklılaştı. Artık kadınlar pantolon ve tunikten oluşan iki parça halinde mayolar giyebiliyordu. Ancak, bu mayoların tuhaf versiyonları vardı. 1929 yılında Washington’da ladin ağacından yapılmış yeni tarz mayolar satışa sunuldu. Bu mayolar ucuz ve yapımı kolay olmasının yanı sıra şık ve moderndiler. Fakat gerçek şu ki bu mayoların üretildiği bölge, ormancılık endüstrisi ile biliniyordu ve bir noktada ustalar kumaş yerine ağaç kaplama kullanmaya karar verdiler.

6. Diz makyajı.

1920’lerde kadınlar, vücutlarının daha önce hiç görünmeyen kısmı olan dizlerine dikkat çekmek için diz makyajı yapıyorlardı. Her şey o bölgeye biraz allık sürmekle başladı ama sonradan bu trend ilerledi; artık kadınlar dizlerine ayrıntılı desenler ve hatta resimler çiziyorlardı. Ancak, bu sanatı sadece kızlar dans ederken görmek mümkündü çünkü günlük hayatta dizlerinin üzerinde etek giyemiyorlardı. Herkesin bu trende ayak uyduramadığını da belirtmek de fayda var. Daha çok geleneksel toplumsal kısıtlamalardan kurtulmuş kadınlar bu trende katılabiliyordu.

7. Adet kemeri.

Adet dönemleri bir kadının hayatındaki en zor zamanlardandır fakat eskiden bu dönemler çok daha zor geçermiş. Kadınlar uzun bir süre boyunca adet kanamaları için çeşitli kumaş türlerini kullanmışlar fakat bu rahatsız edici bir yöntemmiş. Yirminci yüzyılların başında bu duruma çözüm olması amacıyla adet kemeri icat edilmiş. Önünde ve arkasındaki küçük klipsler sayesinde kemerin pedleri sabit tutması planlanmış ancak bu tür kemerleri kullanan bazı kadınların dediğine göre bu aksesuar da oldukça rahatsız ediciymiş.

8. Çuval elbiseler.

1930’larda birçok Amerikalı kadın un, yem ve patates taşımak için kullanılan çuvallardan elbiseler yapmaya başladı. Kısa bir süre sonra bunu fark eden üreticiler, kumaşların üzerine güneş ve çiçek resimleri gibi desenler ekleyerek kumaşları daha çekici hale getirmeye karar verdiler. Kadınlar, üreticilerin logolarını kumaştan çıkarmak için birkaç yöntem bile buldular. 

1951’de çekilen bu ünlü fotoğrafta, Marilyn Monroe’nun üzerindeki elbise bir patates çuvalından yapılmıştır.

Total
0
Shares
Bir cevap yazın
Related Posts
Read More

THE SHINING LOOK OF CIARA

Ciara walked the red carpet in a designer LaQuan Smith look before presenting an honor at the 25th ACE Awards in New York. Ciara opted for a ...